Uslanmaz çocuk: Maradona

8 Gönderen - Şubat 12, 2015 - FAMOUS NUMBERS

10’un iki rüyası vardı; ilki dünya kupasında oynamak, ikincisi ise şampiyon olmak. İşte böyle bir hayalle başladı Diego Armando Maradona Franco futbol yaşamına. Fakat sadece bu iki hayalini gerçekleştirmekle kalmadı, futbol tarihine adını altın harflerle yazdırdı.

FIFA’nın yüzyılın futbolcusu seçtiği Maradona’nın her futbolseverin gönlünde ayrı bir yeri vardır. Napoli Kulübü dahi ünlü futbolcunun adını ölümsüzleştirmek için 10 numaralı formayı takımdan çıkarttı ve bu numaralı formanın yalnızca eski futbolcusu Maradona’ya ait olduğu kayıtlara geçti. Yani Maradona ardında böyle bir isim ve unvan bıraktı. Yine de her zaman futboluyla değil sansasyonel haberleriyle de gündeme gelen bu isim, halen bir futbol efsanesi olarak tarihteki yerini korur.

“Famous Number 10” Maradona’nın hikayesi sadece sırtına geçirdiği formadan ibaret değil elbette. Onu bu kadar ünlü yapan oynadığı futbol olabilir. Maradona’yı hem sevdiren ve kendisinden nefret ettiren şey ise Maradona’nın her zaman her yerde Maradona’nın ta kendisi olmasıdır.

Maradona, Arjantin Lanus’ta 30 ekim 1960′ta dünyaya geldi ve Fiorita’da yaşamını sürdürdü. Dona Tota Don Diego büyük bir fedakarlıkla mükemmel 3 erkek ve 5 kız 8 çocuk yetiştirdi. Çocukluğu sefalet içinde geçti, suyu akmayan ve elektriği dahi olmayan bir gecekonduda dünyaya gelen Maradona 8 kardeşin en çılgını ve her zamanki gibi en yaramazıydı. Futbola da yansıyan bu asi kişiliğinin temelleri daha çocukluk günlerinde atıldı.

Futbol dendiğinde kendisinden geçerdi. Futbol onun için her şeydi. Maradona sahadaki bu hırçın futbolunun temellerinin daha çocukluk yıllarında atıldığını ve kenar mahallelerde sefalet içinde kalabalık bir ailede yaşam mücadelesi vermesinin onun kişiliğinde önemli bir etken olduğunu dile getiriyor.

Maradona’ya, 3’üncü yaş gününde kuzeni Beto Zarate bir futbol topu hediye eder. (Görenler onun uykuda iken topu sıkıca kucakladığını söyler) 9 yaşlarında mahalle takımında oynamaya başlar. Çocukluk arkadaşlarından biri de Cebollitas of Argentina’da oynayan Goyo Carrizo’dur. Carrizo bir gün antrenörüne, futbol ahlakında çok iyi bilinen bir şeyi doğal yeteneği olan insanları keşfetmek olduğunu ve çocukluğundan beri Diego’yu tanığını nasıl oynadığını gördüğünü söyler. Bunun üzerine Francisco Francis Cornejo, yıllar sonra Maradona’yla ilgili şöyle konuşur: “İki veya üç kez topa dokundu. Bu bile olağanüstü birisinin tam karşımda olduğunu anlamama yetti.”

maradona

 

Aynı gün ailesini ikna eder ve takibi günlerde Los Cebollitas’a girer ve böyle bir takımdan gelip dünya futboluna damgasını vurur.

 Maradona’dan “Famous” itiraflar

 “İtalyanların oyunudur!”

“Doping olayı tamamen Antonio Matarrese’nin (İtalya Futbol Federasyonu Başkanı) oyunudur. Çünkü Arjantin 1990 kupasında İtalyanların önünü kesmiş ve İtalyanları milyonlardan mahrum etmiştir. Bu yüzden ben doping olayını tamamen Matarrese’nin oyunu olarak görüyorum.”

  “Tanrının eli değil Diego’nun eli”

Maradona, 1986 Meksika Dünya Kupası’nda kupayı kazanan Arjantin takımının kaptanıdır. Arjantin finalde Almanya ile karşılaşıp Almanya’yı yener ama bundan daha önemlisi çeyrek finalde İngiltere ile yaptığı maçtır:

“Falkland Savaşı’nın izleri çok tazeydi. Hepimiz kinimizi maçı kazanma yönünde harcadık çünkü maç bir kupa maçı değil bir onur ve intikam maçıydı. Ben maçta iki gol atmıştım ve attığım golden birini resmen elimle atmıştım ama bu an hakemim gözünden kaçmıştı. O dönemde golü ‘‘Tanrı’nın eli’’ diye açıklamıştım. Ne Tanrı’sı yahu! Diego’nun eliydi! Tanrı’nın eli ha… Fotoğrafçılar bile ne olduğunu görememişti.“

 

Pope Francis meets Maradona

“Papa ‘seninki özel’ dedi”

“Ben Papa’yla da tanıştım, çünkü ünlüyüm. Düş kırıcıydı. Anneme bir tespih verdi, Claudia’ya bir tespih verdi, ona verdi, şuna verdi, sonra benim sıram gelince İtalyanca: ‘‘Seninki özel’’ dedi. Sinirlenmeye başlamıştım. Annemden tespihini istedim, baktım, benimkiyle aynıydı! Papa’ya doğru yürüdüm, sordum: “Affedersiniz Papa Hazretleri, benimkiyle anneminki arasındaki fark ne?’’ Bana baktı, sırtıma vurdu, gülümsedi, yürümeye devam ettik. Saygısızlık, sırtıma vurdu, gülümsedi, o kadar!”

“(Prens) Albert’i hiç sevmem!”

“Monte Carlo’da beni davet ettiği yemeğin parasını bana ödetti! Erken kalkması gerektiğini söyleyip gitti! Onun için kendisini hiç sevmem.”

Yorum Yok

Yanıt Ver