PINK FREUD: “ARAMADIKÇA BELASINI BULANLARDANIM”

5 Gönderen - Ekim 20, 2015 - FAMOUS FOR A REASON

Pelin Dündar, bilinen adıyla Pink Freud. Dört kitap ve bir blog sahibi. Kendini “Türkçe sözlü ve hafif batı kadını” olarak tarif ediyor. Ödüllü bikotbitisort blog sayfasının sahibi. Dertli ilişkilerin ve genç kızların Mualla Ablası. Famous Talks olarak sosyal medya dünyasının ince esprili zekası ve yetenekli yazarıyla keyifli bir sohbet yaptık.

IMG_1418.JPG

Pink Freud isminin doğma sürecini anlatsana…

Sanırım 2009 yılıydı, nickimin “Kendimde Değilim” ve ismimin de Pink Freud olduğu bir Twitter hesabım vardı. Sonra nickimi de Pink Freud yaptım. Ardından “bi kot bi tişört” bloğumu açtım. Sonra 2010 yılında ilk kitap teklifi geldi. “Sorun Bende Değil Sende”’yi yazdım.

İlk kitap teklifi nasıl geldi?

Twitter’da yazdıklarımdan ulaştılar. Blogumda 3-4 tane uzun yazım vardı. Genelde tweet atıyordum ve çoğu ilişkiler üzerineydi. Bir tweetle değil ama ilişkiler üzerine, eski erkek arkadaş üzerine yazdığım tweetlerden sonra insanlar daha çok takip etmeye başladılar. Ben içimi döktüm diyelim ve bu süreç Twitter’la başladı, sonra kitap derken iyice çığırından çıktı…

‘İlk başlarda çok tweet atıyordum’ dedin. Şu an sosyal medya kullanımında ve önceliklerinde geldiğin nokta nedir?

Bağımlı demeyeyim de, bir ofis işim olmadığı için elimde sürekli telefon var ve uyumadığım her an etkileşim halindeyim. Yani Instagram’a bir şey koymasam bile kim ne koymuş bakıyorum. Aklıma bir cümle geliyor, bunu diyorum kitapta mı uzun uzun anlatsam, blogda mı yazsam yanı kısacası paylaşım yapmasam bile kendi kendimle bile sürekli bir etkileşim halindeyim.

Gelinen noktada Twitter’a kıyasla blogdaki etkileşim nasıl?

Blogdaki etkileşim çok daha farklı. Çok uzun blog yazıları artık okunmuyor, sıkılıyorlar, fotoğraflara bakıp geçiyorlar. Ama benim bloğumda yazdığım daha çok moda, ünlüler, dedikodu, kıyafetler ve bol görsel olduğu için Twitter hesabım ve blogum çok farklı içeriklere sahip. Dolayısıyla ikisinin de etkileşimi farklı oluyor diyebilirim.

Peki, asıl senin ilgi alanın moda mı?

Yok, aksine! İddiam şu; ben giyinmeyi ve süslenmeyi sevmiyorum ama bunlardan bahsetmeyi çok seviyorum. Başkası ne giymiş, ne yapmış, bunları konuşmayı çok seviyorum ama ben bunları yapmayı sevmiyorum. Blog sayfamı yazarken en çok kendim eğleniyorum.

IMG_7390.JPG

Sosyal medya ile herkesin ama özellikle sizlerin hayatınız çok mu ortada?

Aslında koyduğum kadarıyla sınırlı. O yüzden sen neyi paylaşıyorsan O’sun, kendini nasıl göstermek istiyorsan O’sun.

Sence nasıl gösteriyorsun kendini?

Göstermek istediğim kadarını sergiliyorum ve tanımalarını istediğim kadarıyla tanıtıyorum kendimi. Bunu çok samimi bir şekilde de yaptığım için bütün hayatım ortadaymış gibi görünebilir ama aslında çok da fazla ortada olduğunu düşünmüyorum. Gerçekten ne yaşadığımın ya da nerede olduğumun çok fazla bilindiğini sanmıyorum. Çünkü o an hayatımda neler olup bittiğini nasıl hissettiğimi çok fazla paylaşmıyorum, genelde daha eğlenceli şeyler paylaşıyorum. Üzgünsem üzgün olduğumu da yazıyorum ama bunun niye olduğunu, kimin yüzünden olduğunu ya da o an ne hissettiğimin detayına çok girmek istemiyorum.

Kitaplarında yazdıklarının kaynağı sen misin? Yoksa hayal ürünü mü?

Doğrudan kendi yaşadığım bir hikayeyi alıp, başı-ortası-sonu budur şeklinde hiç yazmadım. Yıllarca yaşadıklarımdan, arkadaşlarımın yaşadıklarından, duyduklarımdan derleyerek, tek bir kurgu üzerine oturtup bir roman yazdım. İlk kitap basıldıktan sonra bir kaç kişi alır diye düşünürken D&R’da gördüğümde inanamadım. Daha ilk çıktığı hafta çok satanlar listesindeydi. En çok genç kızlar aldı. Diğer kitaplar nasıl ortaya çıktı? İlk kitabı yazdım, daha sonra blog sayfam Turkcell Ödülleri’nde “En iyi Moda Blogu” ödülünü aldı. O arada ikinci kitabımı yazmaya karar verdim çünkü daha anlatmak istediğim çok şey vardı. Bu sefer kitabın başını, bir flashback gibi yazdım diyebilirim. İkinci kitabın adı da “Sorun Bendeymiş” oldu. Sonra üçüncü ve dördüncü kitaplar geldi. Her zaman yazmak istediğim bir şeyler oldu ve kitaba dönüştürdüm. Şimdi yeni bir kitap daha var… Evet, “Muallaya Sor” kitabı çıktı ama diğerlerinden farklı olarak, bir roman değil. Bana gelen soruları bir alt kimlikle cevapladığım, “Mahallenin Mualla Ablası”na sorulanların yanıtlardan oluşuyor.

Mahallenin Mualla Ablasına soru soranlar kim?

Takipçilerim, kitaplarımı okuyan kızlar ve erkekler.  Onlar soruyor, Mualla cevaplıyor.

IMG_0033.JPG

Instagram hayatımıza girince Pink Freud’un daha önce pek bilinmeyen, gizemli yüzü de ortaya çıkmış oldu. Neler değişti hayatında?

Bu herkes için olduğu gibi benim için de yeni bir şeydi. İlk interneti kullanmaya başladığım zamanlar Facebook yoktu, adımızı yazmazdık, fotoğrafımızı koymazdık. Fotoğraf çekmek diye bir şey yoktu. Bunlar hepimizin hayatına yeni giren şeyler olduğu için ben de deneyerek öğrendim. Bir gün kahvemi koydum, bir gün okuduğum kitabı koydum, bir gün evimin perdesini koydum. Ben de yaşayarak öğrendim diyebilirim. Çok fazla olmasa da beni görünce tanıyanlar oluyor artık. “Aaa internetteki kız” diyorlar. Hiç bir zaman ünlü olmak istemedim, hala da istemiyorum. Yaptığım projelerde kendimi çok fazla ortaya koymak, kendi fotoğrafımı paylaşmak, “İşte Ben! Ben!” demekten utanıyorum.

Hedefin Pelin Dündar olarak değil de Pink Freud olarak ünlü olmak mı?

Evet, insanların benim yazdıklarımı sevmeleri, yaptığım espriye gülmeleri ya da yazdığım bir şeye duygulanmaları çok daha fazla istediğim bir şey.

Başarı anlamında istediğin noktada mısın?

İstediğim bir nokta hiçbir zaman yoktu açıkçası. Ama şu an bulunduğum yerden gayet memnunum. Tabii daha yapacağım çok şey var. Yeni bir kitap yazıyorum şu an. Yılbaşına bitirmeyi hedefliyorum.

Yine ilişkiler mi?

Evet, ama bu sefer Bora-Pelin ilişkisi değil de, başka kişilerle başka bir hikaye.

İlişkiler hakkında yazdığın bu kitaplar senin özel ilişkilerini nasıl etkiledi? Erkekler senden korkmuyor mu?

Aslında tanıştığımda söylememeye çalışıyorum. Başka isim ve meslek uydurduğum oluyor bazen. Ama bir şekilde öğreniyorlar. Sonrasında “Bak işte, bunu da yazarsın” diye kendini çok önemli görüp, gelin güvey olanlar oldu tabi…

Türkiye’nin sürekli değişen gündeminde düzenli olarak lifestyle ya da eğlenceli bir içerik paylaşımını sürdürmek mümkün mü? Artık insanlar Twitter’a ciddi bir şey okumak için giriyor ve daha az geyik yapıyor. Bu durum seni nasıl etkiledi?

Evet, aksini yapınca bir linç durumu oluşuyor ama ben artık bundan sıkıldığım için insanlar düşüncelerimi bilmese de olur diyeceğim bir kalabalığa hitap ediyorum diyelim. Çünkü ne yaparsan, mutlaka senin düşüncende olmayan birisi 3 ay önce yazdığın bir tweetten ya da 5 ay önceki bir fotoğraftan, “şimdi bunu diyorsun ama o zaman şunu yapmışsın/yazmışsın” diye hesap sorma hakkı görebiliyor kendinde. Ve gündem çok hızlı değiştiği için ben artık üzüldüğümü, ne kadar huzursuz olduğumu belli etmekten yoruldum. Siyah fotoğraf koymadım diye kimse beni üzülmedi diye lanse edemez. Orası Instagram, ben belki çok üzüldüm, evden çıkamadım bunu kimse bilemez. Herkes almak istediği gibi alıyor. Öte yandan galeyana getiren ya da hashtag kampanyaları gibi şeylere karışmak istemiyorum. Çünkü bunun sonu yok.

Adlarınız çok fazla marka işbirlikleriyle anılır hale geldi ve bir noktada samimiyeti kaybetme duygusu oluşabiliyor… Bunun dengesini nasıl olmalı?

Bunu meslek olarak yapan insanlar var ve her meslekte olduğu gibi ortada bir ticaret var. Ama her gün arka arkaya ya da aynı alanda 5 markayı birden övmek hoşuma gitmeyen ve çok tercih etmediğim bir şey. Örneğin, normalde giymeyeceğim, yapmayacağım, yemeyeceğim bir şeyi övemem. Tarzım da o olmadığı için inandırıcılığı olmaz. İçinde yer alacağım projelerde başka kimlerin olduğu ve ortaya çıkacak sinerjiyi de önemsiyorum. Aksi haldeki projelerin de biraz uzağında olmayı tercih ediyorum.

IMG_4712.JPG

Sen asıl mesleğini ne olarak tanımlarsın?

Kitaptan gerçekten beni idare edecek kadar para kazanıyor olsaydım, evet yazarlık derdim ama bununla sınırlı kalmıyor. Sosyal medya dünyasından elimi ayağımı çekeyim sadece kitap yazayım diyecek bir lüksüm yok.

Küçükken hayalini kurduğun bir meslek var mıydı?

Hiç olmadı, ben bütün eğitim hayatım boyunca her sabah kalktığımda “ne olur okul yansın, yıkılsın ve ne olur ben sabah erken kalkmak zorunda kalmayayım” diye dua ettim. Şimdi ise freelance bir iş yapıyorum, sabah erken kalkmak zorunda değilim, onun için bu benim gelebileceğim en iyi nokta. Sevdiğim işi yapıyorum, yazmayı, daha doğrusu konuşmayı çok seviyorum. Olmak istediğin yoldayım.

Sevgilin var mı?

Hayır yok.

İdeal erkek tanınım ne?

Uzun boylu olsun, six packli olsun vs. diye ısmarlama isteyince olmuyor o işler. Aramadıkça belasını bulanlardanım.

İlginç hikayen var mı?

Beni biriyle tanıştırmışları “bu da Pink Freud” diye ve adam “ben hiç televizyon izlemiyorum” demişti. Hep aklıma o geliyor. Bir kere kendimi aratmıştım ve şu çıkmıştı “ ben de artık koca parası yemek istiyorum” kahretsin dedim, yıllar önce attığım bir tweetti bu. Yeni biriyle tanışsam mesela ve benim adımı aratsa internette bu çıkacak rezil olacağım.

slfdlvcç.jpg

İnsanların senle ilgili yorumlarını takıyor musun?

Artık çok gına geldi. Zaten niye biri benim hakkımda konuşur ki, hiç mi işi gücü yok.

Ailen ne diyor, yaptığın işe? 

Annem full takipte, çok hoşuna gidiyor. Babam daha sessiz, kitaplarım çok satanlara çıkınca gururlanıyor. Ailede yazar var mı ya da merakı olan? Yazar yok ama çok okuyan bir aileyiz. Babam hala üniversitede mesela Felsefe okuyor. Annem çok kitap okur, ben çok kitap okurum.

Ne okursun?

Bu yaz Türk edebiyatına merak saldım, eski acıklı roman okumaktan bütün yazı gözyaşları içinde geçirdim. Dedim ki, adamlar ne acı çekmiş. Birine kurabileceğim en duygusal cümle ne olabilir diye düşündüm. Eskiler sayfalarca yazmış valla benim aklıma bir şey gelmedi.

Bundan birkaç yıl sonra nerede ve ne yapıyor olmak istersin?

Almanya’da olmak isterim.

“Evladım siz ne iş yapıyorsunuz” diyenlere kendini nasıl anlatıyorsun?

Ev kızıyım diyorum.

En sevdiğin kitabın hangisi?

İlk kitabımın yeri ayrı.

Bi kot bi tişört’te yabancıları güzel eleştiriyorsun, Türklere aynısını yapmaktan korkuyor musun? Türkler eleştiriye açık olmadığı için oraya hiç girmek istemiyorum. Egolar çok yüksek, espriyi anlamazlar falan hiç bulaşmak istemiyorum.

1.jpg

Beğendiğin bir Türk tasarımcı var mı?

Selim Baklacı.

Eğlence ve eğlenceli ortam anlayışın nasıl?

Müzik dinleyip dans etmeyi çok seviyorum. Ama yurt dışına daha fazla çıktıkça burada eğlenememeye başladım. Dışarı çıktığımda konuşulanları duymak ve anlamak beni çok rahatsız ediyor. Yüksek ve iyi müzik olsun, içki olsun, insanlar eğlensin.

IMG_9732.JPG

Pink Freud’un “En”leri

En sevdiği replik

“İçimde öyle güzelsin ki onu kirletmeyeceğim seninle.”

 Yıldız Tilbe

Hayatta en sevmedikleri

Israr, darlanmak, poşet taşımak, telefonla konuşmak…

En sevdiği tweeti

En son “Onu görünce içimde kendiliğinden “Happy” çalmaya başlıyor” yazmışım onu çok sevdim.

En severek takip ettiği hesaplar

Lugat365, beigecardigan, Kris Jenner, Frank Body, Birto, Sita Abellan ilk aklıma gelenler.

En sevdiği dövmesi

Kolumdaki koordinat dövmesi

En sevdiği kombin

Tabii ki ‘bi kot bi bi tişört’ : p

En ilginç veya sıra dışı anısı

Bi keresinde ölmüştüm… Şaka şaka. Ayağımın altını arı sokmuştu, o herhalde.

En huzurlu olduğu ya da kendini en ait hissettiği yer/mekan

Tempelhof çayırları..

Eğlence ve iyi vakti geçirme tanımına en uygun ortamın bileşenleri

İyi müzik, güzel insanlar..

En bilinmeyen yönü

Çok iyi yemek yaparım.

En kötü huyu

Fazla önyargılı olmam sanırım.

Cevabını en bilemediği soru

O çoraplar nereye kayboluyor?

2 YORUMLAR

  • Zeynep Altın Ekim 22, 2015 - 2:23 pm Reply

    Çok iyi bir röportaj olmuş.

    • admin Mart 15, 2016 - 9:11 am Reply

      Teşekkürler :)

    Yanıt Ver